PATENT HUKUKU ve BİYOTEKNOLOJİ: YAŞAMIN PATENTLENMESİ Mİ? * - 1
Prof.Dr. Jürgen Simon**
Çev: Doç.Dr. M. Fadıl Yıldırım***-Doç.Dr. Tekin Memiş****
1.2 . Patentlemenin „Makro Alanı“
İlaç ve biyoteknoloji alanında araştırma süreci özel bir zaman ve masraf yoğunluğuna sahiptir. Yeni bir ilaç için araştırma ve geliştirme masrafları olarak 130.000 Mill. Euro harcanmak zorunda ise ve ilk çizgide bu devasa finansal yatırımın güvencesi için patent zorunlu ise o zaman pazar serbestiyeti anına kadar geliştirilen ürünleri (ilaçları) yüksek fiyattan pazara sürmek imkanı sağlanmalıdır[28]. Bu takdirde devlet ve endüstriye uygun araçlarla yapılan yatırım, zaman olarak sağlanan kazanç getirici tekel hakkı sağlayan „patent“ ile amorti edilebilir. Burada ilginç bir nokta da devletin kilit teknolojilere ciddi yatırımlar yapması ve aynı zamanda vergi enstrümanları ile üretilen buluşların özel kullanımının, uygun teknoloji politikası tedbirleri ile desteklenmesidir[29].
Masrafları indirim önlemleri ve onun etkileri ABD’de görüldüğü gibi çok farklıdır. Orada araştırma kurumları, şayet devletin bir siparişi üzerine çalışmış ise üretilen buluşlar üzerinde münhasır bir kullanım hakkına sahip olur. Devlet ise sadece „kanuni lisans“ anlamında bir ücretsiz lisansa sahip olur.
Bu durum, Almanya’dan tamamen farklıdır, zira burada devlete projede desteğinden ortaya çıkan buluşlara kapsamlı bir müdahale yetkisi tanınmıştır. Araştırma kurumları münhasır bir lisansı, münhasır olmayan lisansı üçüncü bir kişiye devretme yükümü ile birlikte elde eder. Sonuçta ABD patent politikasına göre girişimciler, „bu büyük kural dolayısıyla daha sonraki lisansın değerlendirmesi veya değişim yolunun açık tutulması“ için patent alır[30]. Bu nedenle ABD’de Almanya’dan farklı olarak çok kapsamlı bir „akademik-endüstriyel bütünlük/birliktelik“ gelişebilmektedir.
1.3. Patentlemenin Mikroalanı
1999 yılında Incyte Genomics’in bildirdiğine göre 140 000 gen vardı. Şubat 2001’in başında gen araştırmacıları, tahminlerini 30 000’e indirdiler. Burada bir başka ilginç nokta da Craig Venter’in toplamda numaraladığı genomun, fare ile insanı ayırt eden sadece 300 geni teşhis etmesidir. Exons denilen temel yapı taşlarının yeni kombinasyonlarının insani biyolojinin bütün karmaşıklığına yol açtığı, yeni bir hipotez olarak ortaya çıkmıştır [31]. Patentleme ve araştırma için bu bilgi, hangi tutarlılığa sahiptir? Her şeyden önce daha önceden olduğu gibi artık sadece bir gene, işlev bağlanmamaktadır. Patent sahibi, daha fazla dar bir pazarda genetik bir „kesitçiğin“ hakları için mücadele etmek zorundadır. Şayet bir kimse bir geni önce izole eder ve bir münferit bir fonksiyonunu belirlerse patent ve münhasır hak sahibi olarak, 20 yılın üzerinde ticari değerlendirmede bütün rakiplerine yolu kapatabilme ve lisans ücreti talep edebilme imkanına sahip olur. Bu yüzden Amerikan Bioteknoloji girişimcileri, insanlığın gen haritası üzerinde bilgisayarla bir araştırma sonrasında Expressed Sequence Tags (EST) denilen gen kesitleri üzerinde milyonlarca patent için başvuru yapmışlardır. Bu nedenle gen kesitlerinin otomatik olarak şifrelerinin açılarak bilgisayarlardan patentlenmek için başvurulması ve patent bürolarının otomatik olarak patent tahsis etmesi bir amerikan kurnazlığı sayılabilirdi[32]. Bu şekilde ayrıldığında her ürün otomatik olarak üretilebilir ve sadece saatler sonra onları az ya da çok üstüne alabilir.
Nihayet Craig Venter 1997 yılında insan genlerinin çözümlenmesi etrafındaki yarışa girdi ve iki yıl sonra 6500 civarında insan geninin geçici olarak patentini almak için başvurdu ve her şeyden önce bu dünya çapında devletçe desteklenen ve genel olarak ulaşılabilen bir araştırma temelinde gerçekleşti. Onun patent başvurusu, „tarihi değerlerin yağması“ olarak nitelendi ve Jens Reich tarafından, „doğa, bütün gen ve gen ürünlerinin patentlenmesine karşı „genlerin yeni olmadığı, onların kullanımının basmakalıp olduğu, zira genel olarak denendiği“ argümanı ile toplu dava açabileceği“ yollu alaya alındı[33].
Bu yorum eleştirici ve provakatiftir ve ayrıca hakim bir görüş değildir. Zira ilke olarak insan vücudunun uzuvlarını değiştiren kimse bu teknik çabasını şayet bu sanayiye uygulanabiliyor ise koruyabilir. Fakat, genlerin ne kadar kimyasal bir işlev gördüğü ve vücutta diğer fonksiyonları tamamlayan bir bilgi taşıyıcıdan fazlası olup olmadığı tartışmalıdır. Şimdiye kadar gen üzerindeki bir patent, gerçekte de ilaç üzerinde bir patent anlamına gelmekteydi. Gelecekte genler sadece Insulin veya Epo gibi bağımsız bir ürün mü olacak, aksine başka bir çok amaç için kullanılabilecek mi: hastalık belirtileri için genetik testler, gen terapisi veya yeni bir madde bulmak için bir araç mı olacak? Patentlerin dar ve sınırlayıcı mı verileceği, buluş seviyesinin daima tekniğin durumu ile birlikte yükseleceği sorunu da vardır. Bu yüzden Avrupa’da asla gen sıralamalarına ve gen kesitlerine, buluşun sınai bir kullanımı ve fonksiyonuna dair veriler olmaksızın patent verilmemektedir.
Düşüncesizce verilen patentler gerçek gelişimi engellemektedir. Örneğin bir gen girişimcisi bir teşhis cipi üzerindeki genleri satmaya ihtiyaç duymadan önce çok kapsamlı bir lisans işlemine gidebilir.